9/4/2008 ·

hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememiş. içinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
"Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.". Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
"Merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok
sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da
kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.
Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmüş ve; "Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa
benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık
kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."
Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum"
diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende..."
diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.
İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.
İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
"SEVİYOR MU, SEVMİYOR MU?"...
Yazarı Bilinmiyor .....
Yorum (6) Yorum yaz!
4/4/2008 ·
Yine ben geldim.
Merak etme okuldan çıktımda geldim.
Annelerde babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama
Ali "Okula gitmezsem annem çok kızar, merak eder" demişti de
Onun için söylüyorum.
Geçen hafta öğretmen,
Sağ elimde sarımsak, sol elimde soğan dedirte dedirte
Öğretti sağımı solumu.
Ben biliyorum artık anne sağım neresi, solum neresi
Ağrıyan yanımın neresi olduğunu
Şimdi iyi biliyorum anne.
Hani geçen geldiğimde
Şuram acıyor işte şuram demiştim de
Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne
Bak şimdi söylüyorum
Şuram işte,
Sol yanım çok acıyor anne.
Hem de her gün acıyor anne her gün.
Dün sabah annesi Ayşe'nin saçlarını örmüştü.
Elinden tutup okula getirdi.
Yakası da danteldi.
Zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi.
Bende ağladım,
Ağladım hiç de utanmadım.
Öğretmen ne oldu dedi.
Düştüm dizim çok acıyor dedim.
Yalan söyledim anne.
Dizim acımıyordu ama sol yanım çok acıyordu anne.
Bugün bende saçım örülsün istedim.
Babam ördü ama onunki gibi olmadı.
Dantel yaka istedim.
Babam "Ben bilmem ki kızım" dedi.
Bari okula sen götür dedim.
"kızım, iş" dedi.
Bende banane dedim, ağladım.
"kızım, ekmek" dedi babam.
Sustum ama okula giderken yine ağladım anne.
Ha bide sol yanım yine çok acıdı anne.
Herkesin çorapları bembeyaz, benimkiler gri gibi.
Zeynep "annem beyazlara renkli çamaşır katmadan yıkıyormuş" dedi.
Babam hepsini birlikte yıkıyor.
Babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?
Uff babam, her gün domates peynir koyuyor beslenmeme.
Üzülmesin diye söylemiyorum ama
Arkadaşlarım her gün kurabiye, börek, pasta getiriyor.
Biliyorum babam pasta yapmasını bilmez anne.
Hava kararıyor, ben gideyim anne.
Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi.
Duyarsa kızmaz ama çok üzülür biliyorum.
Kim bozuyor toprağını,
Çiçeklerini kim koparıyor.
İzin verme anne ne olur toprağına el sürdürme.
Eve gidince aklıma geliyor bide bunun için ağlıyorum anne.
Bak kavanoz yanımda, toprağından bir avuç daha alayım.
Biliyor musun anne her gelişimde aldığım topraklarını
Şu kavanozda biriktirdim.
Üzerine de resmini yapıştırıp başucuma koydum.
Her sabah onu öpüyor kokluyorum.
Kimseye söyleme ama anne
Bazen de konuşuyorum onunla.
Ne yapayım seni çok özlüyorum anne.
Ha unutmadan,
Öğretmen yarın anneyi anlatan bir yazı yazacaksınız dedi.
Ben babama yazdıracağım.
Öğretmen anlarsa çok kızar ama banane kızarsa kızsın.
Ben seni hiç görmedim ki neyi, nasıl anlatacağım anne.
Senin adın geçince sol yanım acıyor anne.
Hiç bir şey yutamıyorum.
Bazen de dayanamayıp ağlıyorum.
Kağıda da böyle yazamam ya anne.
Ben gidiyorum anne,
Toprağını öpeyim, sende rüyama gel beni öp.
Mutlaka gel anne,
Sen rüyama gelmeyince sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne.
Sol yanım acıyor anne.
İşte tam şurası,
Sol yanım çok acıyor anne.
Seni çok özledim,
Çook... ANNE.....
Bedirhan GÖKÇE
Yorum (5) Yorum yaz!
1/4/2008 ·
Gözümün feri.. yüreğimin sesi..
Hayatımın yörüngesi...
Birtaneciğim....
Nefretimi sevgiye, karanlığımı güneşe,
Hüznümü sevince, döndüren sensin.
Hani derler yaa...
Bir ömre bedelsin.
Seni anlatmak için kelimeler yetersiz, duygular kifayetsiz..
Yıllar geçtikçe yüreğimde adsız bir duygu büyümekte
Korkumu desem, İsyanmı desem, ne desem....
Yıllar.. Hain yıllar....
O kadar çabuk geçtilerki...
Bebekliğin, çocukluğun, Genç kız oluşun,
Bir film misali...
Su gibi geçti zaman,doya doya yaşayamadan...
Hani o duygu varya, İçimde dağ gibi kabaran...
yuvadan uçacağın gün...
Gün gelecek...
Uzaklarda olacaksın...
Gün gelecek sadece...
Evin ayrı köyün ayrı, Ama yüreğin hep bende kalacak...
Yıllar öncesini hatırlıyorumda..
O ilk bakışın..
ilk kelimelerin..
İlk adımın...
Okumaya geçişin.. İlk diploma alışın...
İlk, orta,lise derken...
Tadına doyamadığım günlermiş meğer..
Baban, kardeşin, sen ve ben...
Canım kızım....
İşte böyle...
Ondokuz yılı sığdırdım birkaç dizeye...
Canım Yavrum...
Gözlerindeki Azimle...
Yüreğindeki kocaman sevginle..
Aşılmaz, yenilmez cesaretinle...
Kaygılarınla ve Korkularınla...
Tüm duygularınla..
Her şeyinle...
SENİ ÇOK SEVİYORUM..
CANIM KIZIM NESLİ'M
İYİKİ DOĞDUN İYİKİ VARSIN....
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN...
Yorum (3) Yorum yaz!
1/4/2008 ·
Birini kaybediyor olduğunuz gerçeği soğuk soğuk yüzünüze esmeye başladığında
belki de Gitme, sana ihtiyacım var demeniz kurtarabilirdi her şeyi.
Demediniz. Ya da daha beteri:
Gidersen bir daha dönemezsin! sözleri döküldü dudaklarınızdan.
O zaman onun geri dönme ihtimalini de kaybettiniz
Beylik lafları iyice sevdiniz sonraları.
Gidene dur demem ben. dediniz dostlarınızla dertleşirken.
Seni seviyorum desem bir şey değişmezdi ki zaten diye rahatlattınız kendinizi.
Oysa keşke bir deneseydiniz
Evet, bazen gitmek ister insan.
Doğruluğu savunulmaz, ama gerçeğin kendisidir uzaklaşma isteği.
Denize açılan bir gemi gibi hayata dönüp uzaktan bakabilmek de bir ihtiyaçtır.
Nefes almak, yaşananların muhasebesini yapmak,
küçük kırıkların tamir etmek için bazen gitmek isteyebilir herkes.
Bunu isteyen sizin sevdiğiniz de olabilir
ardında bıraktığı aşık peşinden gelecek mi diye kimi zaman özellikle gitmeyi ister.
Duygularını, aşkını ifade etmeyi;
pratik yapmadığı bir yabancı dili unutur gibi zamanla unutan erkeklere;
kadın doğasının en iyi silahıdır nazlı kaçışlar.
İtiraf etmek gerekirse; gitmek için arkasını dönen tüm kadınlar,
erkeğin kalbinin en ince telinden
Sana ihtiyacım var
sözcüklerini duymayı bekler aslında.
Ardında bıraktığı adamın o sihirli sözcükleri,
Benimle kal demesini bekler.
İşte o gün cesaretle Aşkına ihtiyacım var diyebilenler kazanır;
AŞK'TA GURUR YAPAN KAYBEDER!
Duygularınızı söylemekten korkmayın.
Büyük pişmanlıklarınız hep yapamadıklarınızdadır...
ALINTI
Yorum (1) Yorum yaz!
27/3/2008 ·
Sarıp sarmaladı yine ruhumu Nisan ayının gelişiyle, pembe düşler kurdurup, pembe hayaller peşinde koşturuyor canıma can katışıyla…
Brezilyanın bağrından kopmuş, memleketimin güzelliğine güzellik katmış, bana anılarımı yaşatmış bu doğa harikası, yaşanmışlıklarımın kenar süsü… Baharın, yazın coşkusuyla aşkı, sevgiyi ve sadakatı anımsatıyor..
Yaşanmışlıklarımızın içinde zor elde ettiğimiz bazı değerler kolay kolay çıkmaz hayatımızdan, çünkü zorluklarla elde edilmiştir, mücadele verilmiştir, emek verilmiştir, gönülden isteyerek girmiştir hayatımıza, kazınmıştır benliğimize…
Toprağın cömertliğidir bize geri dönüşü, bir tohumdur toprağa düşen,… zordur elde etmek onu, sevgi ister… SEVGİ… emek ister, fedakarlık ister, özveri ister.. Büyük bir aşkla bakarsın gözünün içine, bir yudum sudur onu yaşama bağlayan, sıklemen pembesi, kar beyazı, moru ve kırmızısı pembe düşlere ilhamdır.. Bir şairin dudaklarından dökülen Aşk şiiri gibidir, sevgilinin gözleri kadar derindir anlamı… Yüzlerce çiçekleriyle tırmanır umutlara, Akdeniz’de yaşanan aşklara ortaktır her bir rengi, bir çok sahil kasabasında sarılmıştır çardaklara, evlere.. romantik ve duygusal iki sevgilinin birbirine sarılması gibi…
Begonvil gibi bütün ömrünüz sevdiklerinize sıkı sıkı sarılarak geçsin…
Yorum (2) Yorum yaz!
« Önceki ::

